İklim Politikaları ile Dış Ticaret Arasındaki Bağ Güçleniyor
Karbon Fiyatlaması Nedir?
Karbon fiyatlaması, karbondioksit veya eşdeğer sera gazı emisyonlarına ekonomik bir fiyat uygulanmasına dayanan piyasa temelli bir araçtır.
Amaç, üreticileri üretim ve taşıma süreçlerindeki karbon yoğunluğunu azaltmaya, tüketicileri ise daha düşük karbon yoğunluğuna sahip ürün ve hizmetlere yönlendirmektir. Üreticilere emisyonlarını hangi yöntemlerle azaltacakları konusunda esneklik sağlaması nedeniyle karbon fiyatlaması, düşük karbonlu ürünler ve üretim süreçlerinde inovasyonu da teşvik edebilir.
Açık karbon fiyatlamasında iki temel yöntem bulunuyor: karbon vergisi ve Emisyon Ticaret Sistemi – ETS.
Karbon vergisinde emisyon başına belirli bir fiyat uygulanırken, ETS'de düzenleyici kurum toplam sera gazı emisyonlarına bir üst sınır getiriyor. İşletmeler emisyonlarına karşılık gelen izinleri alıp satabiliyor ve karbon fiyatı piyasa tarafından belirleniyor.
Emisyon Ticaret Sistemleri Yaygınlaşıyor
Farklı ekonomiler karbon fiyatlamasını kendi iklim ve sanayi politikaları doğrultusunda farklı şekillerde uyguluyor.
Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi 2005 yılından bu yana yürürlükte. Sistem elektrik ve ısı üretimi, enerji yoğun sanayi, havacılık ve deniz taşımacılığı gibi sektörleri kapsıyor ve bu faaliyetler AB'deki toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 40'ını oluşturuyor.
Deniz taşımacılığı 2024 yılında sisteme dâhil edildi. AB limanları arasındaki seferlerden kaynaklanan emisyonların tamamı ile AB dışındaki limanlarla gerçekleştirilen seferlerin emisyonlarının belirli bir bölümü sistem kapsamında bulunuyor.
Çin'in ulusal karbon piyasası ise 2021 yılında faaliyete geçti. Elektrik üretiminin yanı sıra termik enerji, çimento, petrokimya, kimya, yapı malzemeleri, demir-çelik, demir dışı metaller, kâğıt ve sivil havacılık gibi sektörler sistemin kapsamı içinde yer alıyor.
Japonya Karbon Fiyatlamasını Aşamalı Olarak Genişletiyor
Japonya'nın büyüme odaklı karbon fiyatlandırma yaklaşımı, ülkenin 2030 yılı sera gazı azaltım hedefi ve 2050 karbon nötr olma hedefiyle bağlantılı biçimde geliştiriliyor.
Emisyon ticaret sisteminin deneme aşaması 2023 mali yılında başladı ve belgede tam uygulamanın 2026 mali yılında başlamasının öngörüldüğü belirtiliyor.
Japonya ayrıca 2028 mali yılından itibaren fosil yakıt ithalatçılarına, ithal edilen yakıtların CO₂ emisyonlarıyla orantılı bir karbon ek ücreti getirmeyi planlıyor. Sistem çelik, demir dışı metaller, kimyasallar, petrol rafinerileri, çimento ile kâğıt ve selüloz gibi yüksek emisyonlu sektörleri kapsıyor.
Bu örnekler, karbon fiyatlamasının giderek enerji yoğun sektörlerin üretim ve rekabet koşullarını etkileyen bir politika aracına dönüştüğünü gösteriyor.
Türkiye'nin 2053 Karbon Nötr Hedefi
Karbon Kaçağı Sorunu
Bir ülkede karbon fiyatının yükselmesi, özellikle karbon yoğun ve uluslararası rekabete açık sektörlerde yeni bir sorun ortaya çıkarabiliyor.
Yerli üreticiler karbon maliyetine tabi olurken ithal ürünlerin benzer bir maliyet taşımaması, üretim ve rekabet koşullarında farklılık yaratabiliyor. Bu çerçevede gündeme gelen araçlardan biri sınırda karbon düzenlemeleri.
TESSD çalışmasında sınırda karbon düzenlemeleri genel olarak ithal ürünlerin üretimi sırasında ortaya çıkan her ton CO₂ için, yerli ürünlere uygulanan karbon maliyetini yansıtan bir fiyat uygulanmasını amaçlayan araçlar olarak açıklanıyor.
Bu yaklaşım karbon fiyatlamasını yalnızca ülke içindeki üreticileri etkileyen bir politika olmaktan çıkararak yabancı üreticileri ve uluslararası ticareti de doğrudan ilgilendiren bir yapıya dönüştürüyor.
AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması – CBAM
Bu alandaki en belirgin uygulamalardan biri Avrupa Birliği'nin Carbon Border Adjustment Mechanism – CBAM, yani Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması.
CBAM'ın amacı, AB'ye ithal edilen belirli karbon yoğun ürünlerin üretimi sırasında ortaya çıkan gömülü emisyonlara bir karbon fiyatı yansıtmak.
Temel yaklaşım, ithal edilen üründeki karbon maliyetinin AB içinde üretilen benzer ürünün tabi olduğu karbon fiyatıyla eşdeğer olmasını sağlamak.
WTO belgesinde CBAM kapsamındaki sektörler demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen olarak sıralanıyor.
Mekanizma 2023 yılında yürürlüğe girdi. 2023-2025 dönemi yalnızca raporlama yükümlülüklerinin uygulandığı geçiş dönemi olurken, kesin rejim 2026 yılında başladı. CBAM maliyetinin 2034 yılına kadar aşamalı biçimde devreye alınması öngörülüyor.
AB Dışında da Sınırda Karbon Düzenlemeleri Tartışılıyor
Sınırda karbon düzenlemeleri yalnızca Avrupa Birliği'nin gündeminde değil.
Kanada, düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde karbon kaçağı ve rekabet baskılarını yönetmek amacıyla sınırda karbon düzenlemesi seçeneğini değerlendirdi. Potansiyel kapsamın madencilik, petrol ve doğal gaz, gıda ve içecek, kâğıt, kimya, motorlu taşıtlar, metaller, plastik ve kauçuk gibi emisyon yoğun ve ticarete açık sektörler dikkate alınarak belirlenmesi öngörüldü.
Avustralya da karbon kaçağına karşı kullanılabilecek politika seçenekleri arasında sınırda karbon düzenlemesini değerlendirdi. Avustralya'nın çalışmasında özellikle emisyon raporlama süreçlerinin etkin ve sade olması ile farklı sistemler arasında birlikte çalışabilirliğin geliştirilmesinin önemi vurgulandı.
Bu örnekler, sınırda karbon düzenlemelerinin uluslararası ticaret politikasında daha geniş bir tartışma alanına dönüştüğünü gösteriyor.
İklim Politikaları Vergi ve Teşvikleri de Değiştiriyor
Dış Ticaret Açısından Yeni Rekabet Koşulları
Karbon fiyatlaması ve sınırda karbon düzenlemeleri, dış ticarette rekabetin yalnızca üretim maliyeti, fiyat ve lojistik üzerinden değerlendirilmesini giderek zorlaştırıyor.
Bir ürünün hangi miktarda sera gazı emisyonuyla üretildiği ve üretim ülkesinde hangi karbon maliyetine tabi olduğu, özellikle karbon yoğun sektörlerde ürünün hedef pazardaki rekabet koşullarını etkileyebilecek unsurlar arasına giriyor.
CBAM bu dönüşümün en görünür örneklerinden biri olsa da TESSD çalışmasında yer alan farklı ülke uygulamaları, karbon fiyatlandırmasının ve ticaret bağlantılı iklim önlemlerinin daha geniş bir coğrafyada geliştiğini ortaya koyuyor.
Bu nedenle karbon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren dış ticaret firmaları açısından farklı ülkelerdeki karbon fiyatlama sistemlerinin, sınırda karbon uygulamalarının ve sektörel kapsamların izlenmesi giderek daha önemli hâle geliyor.
Sonuç
İklim politikaları ile dış ticaret arasındaki sınır giderek ortadan kalkıyor.
Emisyon ticaret sistemleri ve karbon vergileri üretim maliyetlerini etkilerken, sınırda karbon düzenlemeleri karbon fiyatlamasının etkisini ithal ürünlere taşıyor. Vergiler ve teşvikler ise düşük karbonlu teknoloji ve üretim yöntemlerine geçişi destekleyen başka bir politika alanı oluşturuyor.
Avrupa Birliği'nin CBAM uygulaması bu dönüşümün bugün için en belirgin örneklerinden biri. Ancak Kanada, Avustralya, Japonya, Çin ve diğer ekonomilerde geliştirilen farklı politika araçları, karbon maliyetinin uluslararası ticaret açısından giderek daha önemli bir değişkene dönüştüğünü gösteriyor.
Yeni dönemde karbon yoğun sektörlerde dış ticaretin rekabet koşulları yalnızca ürünün fiyatıyla değil, ürünün hangi karbon maliyeti altında ve ne kadar karbon yoğun biçimde üretildiğiyle de şekillenecek.